
SEVGİNİN DİLİ DEĞİŞTİ Mİ
Eskiden sevgi daha mı yüksek sesle söylenirdi, yoksa biz mi artık daha az duyuyoruz bilmiyorum…
Ama bildiğim bir şey var; sevginin kelimeleri aynı, insanların kullanma biçimi farklı.
Bir zamanlar “özledim” demek içten gelen bir itiraftı.
Şimdi ise çoğu zaman hızlıca yazılmış bir mesaj, belki de alışkanlık…
Eskiden beklemek vardı, şimdi anlık tüketmek.
Eskiden merak vardı, şimdi kontrol etmek.
Belki sevgi dili değişmedi.
Belki biz sabrı kaybettik.
Ve burada aklıma eski bir Japon hikâyesi geliyor…
Bir usta ve öğrencisi bahçede yürürken öğrenci sorar:
“Usta, sevgi nedir?”
Usta cevap vermez. Öğrenciyi çiçeklerle dolu bir yola götürür ve der ki:
“Yolun sonuna kadar yürü ve en güzel çiçeği koparıp bana getir. Ama bir kuralın var… Geri dönmek yok.”
Öğrenci yürür.
Yolun başında çok güzel çiçekler görür ama “Daha güzeli vardır” diye koparmaz.
Ortaya gelir, çiçekler azalır ama yine de devam eder.
Yolun sonuna ulaştığında elinde hiçbir şey yoktur.
Usta gülümser:
“İşte sevgi budur. Çoğu insan en güzelini ararken elindekini kaçırır.”
Bugün sevgi dili değişmiş gibi geliyor olabilir.
Ama belki de biz sürekli “daha iyisi”ni ararken, “gerçek olanı” görmeyi unutuyoruz.
Daha romantik kelimeler, daha etkileyici cümleler, daha büyük jestler bekliyoruz…
Oysa bazen bir “Nasılsın?” bile içten söylendiğinde en şiirsel cümleden daha değerlidir.
Sevgi azalmadı.
Sadece beklentiler büyüdü, tahammüller küçüldü.
Belki sevgi hâlâ aynı dili konuşuyor…
Biz sadece dinlemeyi unuttuk.
Ve belki de en büyük değişim şu:
Artık herkes bulunmaz bir çiçek olmak istiyor,
Ama kimse elindekini sulamıyor.
