
Ekonomi, Adalet ve Hukuk: Nereye Gidiyoruz?
Son zamanlarda hepimizin kafasında aynı soru var: Nereye gidiyoruz? Ekonomi her geçen gün biraz daha zorluyor, adalet arayışımız giderek umutsuzluğa dönüşüyor, hukukun ise gerçekten var olup olmadığı konusunda şüphelerimiz artıyor. Hayatlarımız bir şekilde devam ediyor ama içimizde hep aynı sıkışmışlık hissi... Peki, neden bu hale geldik ve bu çıkmazdan nasıl kurtulabiliriz?
Markete gidiyoruz, her şeyin fiyatı uçmuş. Maaş aynı, ama hayat pahalı. Döviz yükseliyor, faturalar kabarıyor, alım gücümüz düşüyor. Eskiden "Acaba biraz birikim yapabilir miyim?" diye düşünürken, şimdi "Ayın sonunu nasıl getireceğim?" sorusu beynimizi kemiriyor.
Ekonomi dediğimiz şey aslında sadece rakamlarla ölçülmemeli. Çünkü mesele, insanların geçinebilmesi, iş bulabilmesi, çocuğuna iyi bir gelecek sunabilmesi... Ama biz şu an sadece günü kurtarmaya çalışıyoruz. Oysa ki uzun vadede ayakta kalabilmek için üretmek, istihdamı artırmak ve güvenilir bir ekonomik sistem kurmak zorundayız. İnsanların sadece "hayatta kalmaya" değil, umut etmeye de ihtiyacı var.
Bir de hukuk meselesi var... Kanun var, yasa var ama gerçekten işliyor mu? Mahkemelerde sürünen davalar, sonunu getiremediğimiz hak arayışları... İnsanlar bir noktadan sonra mücadele etmeyi bırakıyor, çünkü yoruluyor. Hukuk dediğimiz şey, sadece kağıt üzerinde yazılı kurallar değil; insanlara güven veren, toplumun vicdanını yansıtan bir mekanizma olmalı.
Eğer insanlar hukuka güvenmezse, yabancı yatırımcılar da güvenmez, girişimciler de risk almak istemez. Kimse geleceğini planlayamaz, çünkü herkes "Acaba yarın ne olacak?" diye endişelenir. Oysa hukuk korkulacak bir şey değil, güveneceğimiz bir yapı olmalı.
Şunu kabul edelim: Hiçbir şey kendiliğinden düzelmeyecek. Ekonomi, hukuk, adalet... Hepsi birbiriyle bağlantılı ve birinde yaşanan sıkıntı diğerlerini de sarıyor.
Önce ekonomik güven sağlanmalı, insanlar "Yarın ne olacak?" diye düşünmemeli. Adalet gerçekten tarafsız olmalı, güçlü olan değil, haklı olan kazanmalı.