
ELEŞTİRİ Mİ RAHATSIZ ETTİ, SORULAR MI?
Kayseri’de son dönemde Avrupa Kayserili İşverenler Birliği, kısa adıyla AKİB üzerinden yapılan tartışmalar, bu kez basın toplantısında farklı bir boyut kazandı.
Avrupa Kayserili İşverenler Birliği Genel Başkanı ve Avrupa Kayseri Federasyonu Başkanı Ali Hızar’ın, Kayseri Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamalar, yalnızca AKİB’e yönelik iddiaların yanıtlanmasıyla sınırlı kalmadı.
Toplantının ilerleyen dakikalarında gazetecilerle Hızar arasında yaşanan karşılıklı sözlü tartışma, toplantının asıl gündeminin önüne geçti.
Oysa basın toplantılarının temel amacı bellidir.
Gazeteci sorar, kurum ya da kişi cevap verir.
Eleştiri varsa dinlenir, iddia varsa cevaplanır, yanlış bilgi varsa düzeltilir.
Burada önemli olan, kişisel tartışmalara girmek değil, kamuoyunun merak ettiği sorulara açık ve anlaşılır yanıtlar verebilmektir.
Ali Hızar da toplantıda AKİB’in Almanya merkezli bir dernek olduğunu, faaliyetlerinin ve mali hesaplarının Alman makamlarına bildirildiğini ifade ederek, derneğin herhangi bir borcu veya kredisi bulunmadığını söyledi.
Bu açıklamalar elbette önemlidir.
Çünkü kamuoyunda gündeme gelen her iddianın muhatabı tarafından cevaplandırılması, şeffaflık açısından değerlidir.
Ancak aynı şekilde gazetecilerin soru sorması ve iddiaları sorgulaması da demokrasinin vazgeçilmez bir unsurudur.
Toplantıya katılan AK Parti Kayseri Milletvekili Murat Cahid Cıngı’nın AKİB’in özellikle öğrenci ve mesleki eğitim çalışmalarına dikkat çekmesi de konunun başka bir boyutunu ortaya koydu.
Cıngı, Kayseri’den yaklaşık 30 öğrencinin Avrupa’ya staj amacıyla gönderildiğini belirtti.
Eğer gençlere eğitim ve staj imkânı sağlanıyor, mesleki gelişimlerine katkı sunuluyorsa bunun kamuoyuna anlatılması son derece kıymetlidir.
Çünkü yapılan güzel işlerin kamuoyundan saklanmasına gerek yoktur.
Tam tersine, ne kadar açık anlatılırsa o kadar güçlü bir karşılık bulur.
Fakat bir kurum veya oluşum kamuoyunun gündemine geliyorsa, doğal olarak gazetecilerin de soruları olacaktır.
Gazetecinin görevi alkışlamak değil; gerektiğinde sormak, sorgulamak ve kamu adına cevap aramaktır.
İşte toplantıda yaşanan tartışmanın temelinde de aslında bu anlayış farkının bulunduğunu düşünüyorum.
Gazeteci Yavuz Yıkımaz ve Yusuf Agaşe ile Ali Hızar arasında yaşanan sözlü tartışmanın ardından Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Metin Kösedağ’ın müdahalesi ise önemliydi.
Çünkü mesele artık sadece AKİB tartışması olmaktan çıkmış, gazetecinin soru sorma ve haber yapma özgürlüğü meselesine dönüşmüştü.
Gazeteci hata yapabilir.
Gazeteci yanlış anlayabilir.
Gazeteci yanlış bilgi de aktarabilir.
Ancak bunun çözümü gazetecinin soru sormasını engellemek ya da eleştiriyi susturmak değildir.
Çözüm, daha fazla bilgi vermek, daha fazla belge sunmak ve kamuoyunu doğru bilgilendirmektir.
Aynı şekilde gazetecinin de sorusunu sorarken kişiselleştirmeden, belgeye ve bilgiye dayanarak hareket etmesi gerekir.
Çünkü özgür basın ile sorumlu gazetecilik birbirinden ayrı düşünülemez.
Bugün AKİB tartışılır, yarın başka bir kurum…
Asıl mesele, hangi kurumun ya da hangi kişinin tartışıldığı değil.
Asıl mesele, eleştiriye ne kadar tahammül edebildiğimizdir.
Eğer yapılan faaliyetler şeffafsa, hesaplar açıksa, ortada herhangi bir sorun yoksa, sorular neden rahatsızlık oluştursun?
Tam tersine, her soru yeni bir açıklama fırsatı yaratır.
Kamuoyunun önünde yapılan toplantılarda tansiyonun yükselmesi, aslında hepimize bir şeyi yeniden hatırlatıyor:
Basın toplantıları soru sorulmayan, sadece açıklama yapılan toplantılar değildir.
Gazeteci soracak.
Muhatap cevap verecek.
Kamuoyu da bu cevapları değerlendirecek.
Demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi için bu üçlü dengeye ihtiyaç var.
Bugün AKİB toplantısında yaşanan tartışmayı kişisel bir polemik olarak görmek yerine, eleştiri kültürümüzü ve basınla kurumlar arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmek için bir fırsat olarak değerlendirmek gerekiyor.
Çünkü unutulmamalıdır:
Soruların susturulduğu yerde söylentiler konuşur.
Soruların cevaplandığı yerde ise gerçekler ortaya çıkar.

