Kral ve Üç Maymun

Kral ve Üç Maymun


Paulo Coelho diyor ki; eğer bütün kelimeler bitişik olsaydı bir anlam çıkmazdı ya da en azından anlamı çıkarmak çok zor olurdu. 

Boşluklar çok önemlidir. 

Esler olmasa müzik de olmaz, boşluklar olmasa cümleler de olmazdı.

İşte bu düşüncelerle hayatımda boşluklar halinde olduklarını düşündüğüm lakin bende bitişik halde durduklarını fark edemediğim  tecrübeler edindim. Hatırlarsınız bir önceki makalemde ise ‘İnsanları Aldatan İnsan Kılıklı Şeytanları’ kaleme almıştım.

Ülke olarak iyi bir zaman diliminden geçtiğimiz söylenemez. 

Tabi ki biz insanlarda bu yeryüzünde iyi olduğumuzu söylemek hayalî olur düşüncesindeyim.

İyiyim demek adettendir ya !

Her sorana bende ‘İyiyim’ diyorum.

Aslında değilim.

Anlatılması zor bir duygu içimde ki.

Burnuma kötü kokular geliyor. 

Adeta beyin sisi yaşıyorum.

Dostuna küsen düşmanıyla yatıyor.

Menfaati biten masadan kalkıyor.

Çekemeyenler arkadan konuşuyor.

Yaşanmamışlar yaşanmış gibi anlatılıyor.

Herkes herkesle samimi amaaaa...

Hiç kimse hiç kimseyi sevmiyor.

Ne yapalım bundan sonra biz de seviyormuş gibi yapana bizde inanıyormuş gibi mi yapalım.

Birileri bunu çok iyi yapa bilir lakin benim mizacıma, yaşantıma ters... 

Bu omurgasız adam işi...

Şimdilerde her ne kadar yüzeysel anlatsam da belki bir gün tamamını paylaşırım. 

Her harf, her kelime ve her cümle, olduğundan ya çok basit ya da daha karmaşık bir hale getiriyor dilime getiremediklerimi.

Bazılar "KÖRDÜR." gözüne bile soksan bazı gerçekleri görmez. 

Bazıları da "NANKÖRDÜR" işine gelmediği için hiç bir şey hissetmez. 

Boş yere çabalarsın, İnanmaz ve ikna olmaz.

ÇUNKŪ: Menfaatleri "KiRALIK" olanların yürekleri de"SATILIK" olur.

Şimdilerde acısı çıkıyor sustuklarımın.

Susma sıra sana gelecek der gibi içimde bağrış, çağırışlar var.

Omurgasız insanlarla aynı gökyüzünden nefes almanın acısını yaşıyorum iliklerime kadar.

Oysa ben iyiyim görünürde!

Ama artık iyi değilim, iyi olmayanlara iyilik lisanı pekte anlaşılır bir lisan değil.

Üç maymunu oynayanlar anlamını içime çeke çeke adeta iyiliği yasaklattı bana…

Şimdi iyi olan ne varsa, üzerine çizgi çekemediğim kırgınlıklar sarıyor dört yanımı.

Kimi zaman eleştirel bir taşlama, kimi zaman da öneri olarak kullanılan üç maymun deyimi aslında sık duyulan bir deyim. Bununla birlikte, deyimin sembolü olan üç maymun figürü de her yerde karşımıza çıkmakta. Aslında bu figürün çok eski tarihlerde, Japonya’dan kaynaklandığı söylenir. Bir hikâyeye göre, Mizaru, Kikazaru ve Iwazaru adlı üç maymun, Japonca’da görmemek, işitmemek ve konuşmamak anlamını taşımaktadırlar.

Üç maymunun kökeniyle ilgili diğer bir hikâye ise, dağın bir yamacında bir maymun kral diğer yamacında ise bir şeytan yaşarmış. Kralın çok yaşlı üç akıllı maymun danışmanı varmış. Yine bu hikâyeye göre, şeytanın sesini duyan ya da onu görenler lanetlenir ve taş kesilirmiş. Böyle bir şey olursa maymun krallığının felakete uğrayacağına inanılırmış. Bir gün, danışmanların kral için az bulunan bir çiçeği aradıkları sırada şeytanla karşılaşmışlar. Maymunlardan biri, şeytanı görmemek için gözlerini kapatmış ancak onun sesini duymuş. İkincisi, onun sesini duymamak için kulaklarını kapatmış ama onu görmüş. Üçüncüsü ise şeytanın sesini duyduğu ve onu gördüğü halde bu sırrı kimseyle paylaşmayacağını belirtmek için ağzını kapatmış. Böylece bu üç maymun halkını ve krallığını tehlikeden korumak için böyle kalacaklarına yemin etmiş.

 

İlk olarak Japonya’da görülen üç maymun figürü ile ilgili felsefenin 8.yüzyılda Hindistan’da ortaya çıktığı ve Budist rahipler tarafından Çin’e sonra da Japonya’ya geçirildiği düşünülüyor. Hindistan’ın üç maymun felsefesi görmezsek, işitmezsek, konuşmazsak şeytan da bize dokunmaz ve işimize karışmaz inancına dayanıyor.

 

Günümüzde bir kişiye “üç maymunu oynuyorsun” denilerek onun olaylara tepkisiz kaldığı ima edilir; ya da kişilere” üç maymunu oyna”  gibi bir öneri yöneltilebilir. Bu durumda amaç, kişiye “Aman görmezden gel, duymazdan gel ve konuşma” gibi bir öneride bulunmaktır.

Bu söylemlerden de anlaşıldığı gibi, günümüzde bu üç maymuna daha farklı bir mesaj yüklenmiştir. Etliye sütlüye karışmayan, suya sabuna dokunmayan insanlara üç maymunu oynuyor denilerek eleştirildiği bilinmektedir. Bu deyimin işaret ettiği insan, kendini ilgilendirmeyen hiçbir şeye karışmayan ve toplumun hiçbir sorunu ile ilgilenmeyen bir insan tipidir. Kimilerine göre bu bir erdemdir.

Oysa yanlışları görmek, bunlara dikkat çekmek, daha iyiyi bulmak ve yanlışlıkları düzeltmek bilgilerin paylaşılmasıyla olur. Yanlışların görülmesi, farkına varılması kazanılmış bilgi ve görgüye dayanır. Diğer bir deyişle yanlışı görmek için doğrusunu bilmek ve yanlışı o doğru ile karşılaştırmakla olur. Daha iyi bir dünyayı hak etmek için de yanlışlar hakkında konuşmak da gerekir. Nedense, yanlışların farkına vararak bunu cesaretle dile getirenler pek hoş karşılanmazlar. Çünkü yanlışlıkları gördüğünü görmemiş gibi ve duyduğunu duymamış gibi davranmak, bu konuda konuşmamak bir erdem olarak kabul görmektedir. Bu yüzden “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” rahatlığı içinde olaylara karşıdan bakılır. “ Suya sabuna dokunmama” telkini ile gelen rahatlığın çoğu kez nelere mal olacağını düşünmeden olaylara seyirci kalınır.

Günümüzde insanlara hem evde hem işte yapılan mobing, gerekse çevreyi koruma ve geliştirme konularında eğitim şart söylemini burada da hatırlasak da, okumuş insanların da olaylar ve yanlışlıklar karşısında duyarsız davrandıkları görülmektedir. Demek ki okumuş olmak, bazı davranışları kazanmış ve bunları hayata geçirmiş olmak anlamını taşımamaktadır. Bu konuda çevre bilinci gelişmiş insan tiplemesi daha uygun olur. Aydın insan olarak tanımlayabileceğimiz bu kişi, aydınlanmış, çevresinin sorumluluğunu taşıyan ve düzeltmek için gerekeni yapan insandır. Özellikle hem doğanın, hem insanların isyan ettiği bugünlerde, davranışlarıyla çevresindekilere örnek olan ve bildiklerini tevazu ile onlarla paylaşan insanlara gereksinim vardır. Bunun için eğitim tek başına yeterli değildir. Farkındalık da çok önemlidir. İki insan aynı objeye baktığında ilgi alanları, bilgi birikimi, görgü ve farkındalık düzeyi ışığında objeyi çok farklı tanımlayabilirler. 

Üç maymuna ağzımızı, kulağımızı, gözlerimizi kapatmak kaydıyla.

Google+ WhatsApp