
GÜNDEM DEDİĞİN...
Gündem dediğin, bu topraklarda hiç rüzgârsız kalmıyor ki... Sabah uyanıyorsun, haber bültenleri, son dakika banner'ları, sosyal medyanın o hiç susmayan uğultusu üzerine üzerine geliyor.
Ekonomi bir yanda, geçim derdi diğer yanda; sabah etiketlenen fiyatlarla akşam eve dönerken gördüğün etiketler arasındaki o uçurum insanı zihnen felç etmeye yetiyor zaten. Siyasetteki o bitmek bilmeyen kavgalar, iktidar ve muhalefet çekişmeleri, her gün "acaba bugün ne oldu" kaygısıyla açılan telefon ekranları... İnsan kendini, koca bir vidanjörün altında su çekmeye çalışan biri gibi hissediyor. Ne kadar direnirsen diren, o akıntı seni içine alıyor.
Çok yorucu, gerçekten çok yorucu.
Çünkü bu ülkede gündem sadece siyaset ya da ekonomi değil; gündem, insanların hayatta kalma mücadelesi. Gençlerin kafalarındaki o gri bulutlar, "yarın ne olacağız" belirsizliği, sabah işe ya da okula giderken insanların yüzündeki o yorgun ve asık ifade... Sokaklar sesli ama kalpler inanılmaz sessiz ve kırgın.
Herkes birbirinden, her şeyden bir nefes alım aralık istiyor ama o aralık bir türlü verilmiyor. Tam "biraz sakinleşti herhalde" diyorsun, yeni bir gündem maddesi düşüyor orta yere. Alışmaya çalışıyoruz; acıya, haksızlığa, pahalılığa, belirsizliğe alışmaya... En acısı da bu zaten; alışmak. İnsan alıştıkça insanlıktan, o ilk hissettiği öfkeden, merhametten, heyecandan bir parça kaybediyor çünkü.

