SESSİZ KORİDORLARIN SESİ

SESSİZ KORİDORLARIN SESİ


Eylül geldi, ziller çaldı; milyonlarca çocuk için yine o tanıdık telaş başladı. Eskiden sonbahar deyince içimizi tatlı bir heyecan kaplardı, değil mi? Ama eğri oturup doğru konuşalım; bu yıl okul koridorlarındaki hava pek de öyle neşeli değil. Bir yanda hepimizin belini büken şu ekonomik şartlar, diğer yanda çocukların arasında içten içe büyüyen o kırıcı fırtına: Akran zorbalığı.

​Okul dediğin yer aslında toplumun küçük bir aynası; dışarıda ne yaşanıyorsa aynen sınıfa yansıyor. Bugün bir çocuğu okula hazırlamak bile insanı kara kara düşündürüyor. Forma, kırtasiye, servis derken masraflar ortada. Ama canımızı asıl sıkan şey, bu durumun çocukların gözünün önüne kadar sızması. Çocuklar öyle cin gibi ki, hiçbir şeyi gözden kaçırmazlar. Kimin çantasının gıcır gıcır olduğunu, kimin kantinde rahatça takılıp kimin evden getirdiği küçücük bir beslenmeyle günü kurtarmaya çalıştığını şıp diye anlarlar. İşte bu imkân farkı, çocukların arasında görünmez ama buz gibi duvarlar örüyor.

​İşte tam da o ekonomik sıkıntıların ve günlük stresin gölgesinde zorbalık dediğimiz o çirkin şey baş gösteriyor. "Canım çocukluk halidir, bizde de olurdu" deyip geçilecek gibi değil artık. Bahçede birbirini itip kakan çocuklardan bahsetmiyoruz sadece; gruptan dışlamalar, dalga geçmeler, arkadan iş çevirmeler gırla... Üstelik üstü başı biraz eski olan, imkânı arkadaşlarına yetişmeyen çocuklar bu durumun ilk hedefi oluveriyor. Bir çocuğun sırf "eksik" görüldü diye kenara itilmesi, alay konusu olması öyle kolay unutulur mu? O yaralar büyüdükçe insanın içini kemiriyor.

​Peki ne yapacağız, öylece izleyecek miyiz? Tabii ki hayır.

​İş yine dönüp dolaşıp bizde bitiyor. İhtiyacı olan çocuklara onları hiç incitmeden, hissettirmeden destek olmak şart. Okullarda da sadece ders notlarına değil, insana insan gibi davranmayı öğretmeye odaklanmalıyız. Bir çocuğa, bir insanın değerinin üstündeki markayla ya da cebindeki parayla ölçülemeyeceğini öğretmek hepimizin boynunun borcu.

Google+ WhatsApp