GENÇLERİN GELECEĞİ, TÜRKİYE’NİN GELECEĞİDİR

GENÇLERİN GELECEĞİ, TÜRKİYE’NİN GELECEĞİDİR


Bir ülkenin gençleri geleceğini başka ülkelerde arıyorsa ve bu oranlar alarm zilleri çaldıracak kadar yükseliyorsa, o ülke yalnızca gençlerini değil, kendi geleceğini de eksiltiyor demektir.

Çünkü gençlerin bavulları yalnızca birer göç hikâyesi değildir. O bavulların içinde bir ülkenin yetiştirdiği eğitimli insanlar, hayaller, umutlar, emekler ve gelecek beklentileri vardır.

Bir genç ilk işini yıllarca bulamıyor, emeğinin karşılığını alamıyor, bağımsız bir hayat kuramıyor ve sonunda umudunu başka ülkelerde arıyorsa, burada artık yalnızca bireysel bir tercih değil, ülkenin geleceğine ilişkin ciddi bir uyarı vardır.

Türkiye’nin, son çeyrek yüzyılda doğurganlık oranı belirgin biçimde gerilemiş olsa da hâlâ önemli bir genç nüfus avantajı bulunuyor.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de 2025 itibarıyla 15-24 yaş grubundaki gençler toplam nüfusun %14,8’ini oluşturuyor. Avrupa Birliği’nde bu oran yaklaşık %10,7.

Yani Türkiye’nin elinde birçok Avrupa ülkesine kıyasla daha büyük bir genç insan kaynağı var.

Ama bu genç nüfusu gerçek bir avantaja dönüştürebiliyor muyuz?

Rakamlar ciddi sorunlara işaret ediyor.

TÜİK’in Türkiye verilerine göre 2025’te 15-24 yaş grubunda genç işsizlik oranı %15,3 oldu. Türkiye’de genç kadınlarda bu oran %22,1’e çıkıyor.

Yine TÜİK’in Türkiye verilerine göre, aynı yaş grubundaki gençlerin %23,3’ü ne eğitimde ne istihdamda. Genç kadınlarda ise bu oran %30,9.

Avrupa Birliği’nde 15-29 yaş grubunda NEET oranı 2025’te %11 düzeyindeydi. Yaş grupları birebir aynı olmasa da aradaki fark düşündürücü.

OECD’nin 2023 karşılaştırmalı verilerinde ise Türkiye’de gençlerin %28,4’ünün ne eğitimde ne istihdamda olduğu görülürken, OECD ortalaması %12,6 seviyesindeydi.

Bu artık yalnızca bir işsizlik meselesi değildir.

Bu, gençlerin hayata başlayamaması meselesidir.

Üniversite diploması da tek başına güvenli bir gelecek sağlamıyor.

TÜİK’e göre Türkiye’de 2025’te lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı %73,9 oldu. OECD verilerinde ise Türkiye’de yükseköğretim mezunu genç yetişkinlerde işsizlik %10,6, OECD ortalaması %4,9.

Demek ki mesele yalnızca gençleri üniversiteye göndermek değil; onları bilgiyle, beceriyle ve gerçek iş fırsatlarıyla buluşturmak.

Çünkü yıllarca eğitim gördüğü halde iş bulamayan, iş bulduğunda ise aldığı ücretle bağımsız bir hayat kuramayan genç; yalnızca ekonomik sıkıntı yaşamıyor, yarına dair inancını da kaybediyor.

İşte burada “beyin göçü” kavramının ötesine geçiyoruz.

Umut göçünden söz ediyoruz.

 

Gençler başka ülkelere yalnızca daha yüksek maaş için gitmiyor.

Liyakat, adalet, özgürlük, güvenli ve öngörülebilir bir gelecek istiyor.

Bu nedenle bir gencin ülkesinden ayrılması yalnızca yetişmiş insan kaybı değildir; aynı zamanda geleceğe dair umut kaybıdır.

Üstelik Türkiye’nin genç nüfus avantajı sonsuza kadar devam etmeyecek.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de doğurganlık oranı 2001’de 2,38 iken 2024’te 1,48’e geriledi. Bu değişim, nüfusun yaş yapısını da dönüştürüyor. Bugün toplam nüfusun %14,8’ini oluşturan gençlerin payının önümüzdeki yıllarda azalması bekleniyor.

Dolayısıyla elimizdeki genç nüfus, yalnızca bugünün değil, yarının ekonomik büyümesini taşıyacak sınırlı bir zaman penceresidir.

O halde öncelikler belli:

Eğitim, iş ve adalet.

Bunlara erişilebilir konut, adil ücret, güvenli çalışma koşulları, liyakat esaslı kariyer imkânları ve özgürlükleri de eklemek zorundayız.

Çünkü gençlere yalnızca “Gitmeyin” demek hiçbir şeyi çözmez.

Onlara “Burada kalın, burada çalışın, burada üretin ve burada bir hayat kurun” diyebileceğimiz koşulları oluşturmak gerekir.

Bunu sözle değil, sonuçlarla ve icraatla göstermeliyiz.

Genç işsizliği düşüyor mu?

NET oranı azalıyor mu?

Genç kadınların istihdamı artıyor mu?

Yeni mezunlar daha hızlı iş bulabiliyor mu?

Gençler ekonomik bağımsızlık kazanabiliyor mu?

Gençlere yönelik politikaların başarısı proje sayısıyla değil, gençlerin hayatında yarattığı değişimle ölçülmelidir.

Türkiye’nin gençleri ülkenin yükü değil, en büyük sermayesidir.

Bu nedenle artık gençlerden sürekli sabır istemek yerine onlara fırsat sunmanın zamanı geldi.

Onlara gitmemelerini söylemek yerine, kalmak isteyecekleri bir ülke kurmalıyız.

Çünkü mesele yalnızca gençleri ülkede tutmak değildir.

Mesele, gençlerin geleceğini Türkiye’de kurmak istemesini sağlamaktır.

Gençlere nasihat değil, hak ettikleri fırsatı verelim.

Onlara yalnızca gelecek vaat etmeyelim; burada kurulabilir, sürdürülebilir ve onurlu bir gelecek inşa edelim.

 

Dipnot: NEET, uluslararası literatürde “ne eğitimde ne istihdamda ne de mesleki eğitimde olan gençleri” tanımlamak için kullanılan kavramdır. Türkiye’de ise bu gençler kamuoyunda ve siyasette sıklıkla “ev genci” olarak ifade edilmektedir. Kavramlar birebir aynı kapsamı taşımamakla birlikte, gençlerin eğitim ve çalışma hayatının dışında kalmasına dikkat çekmektedir.

Google+ WhatsApp