ATATÜRK’Ü ANLAMAK: BİR FOTOĞRAFIN ÖTESİNDE, BİR ÜLKÜNÜN İZİNDE

ATATÜRK’Ü ANLAMAK: BİR FOTOĞRAFIN ÖTESİNDE, BİR ÜLKÜNÜN İZİNDE


Duvarlara asılan portreler, büstlere bırakılan çelenkler, resmî törenlerde atılan sloganlar... Mustafa Kemal Atatürk’ü anmanın geleneksel biçimleri yıllardır değişmedi. Ancak bugün durup kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Biz Atatürk’ü gerçekten anlıyor muyuz, yoksa sadece anıyor muyuz?

​Atatürk’ü anlamak, onu geçmişte kalmış bir tarih figürü ya da mermer bir heykel olarak görmek değildir. Onu anlamak; bir çağı, bir zihniyeti ve en önemlisi devasa bir ülkü nü kavramaktır.

​Nedir o ülkü?

​O ülkü, yıkılmış bir imparatorluğun enkazı üzerinde, bitkin ve yoksul düşmüş bir halka bakıp "Geldikleri gibi giderler" diyebilmekteki sarsılmaz özgüvendir. O ülkü, cehaletle mücadeleyi cephedeki savaştan daha hayati görüp karlı yollarda öğretmenleri Anadolu’nun en ücra köşelerine gönderme kararlılığıdır. O ülkü, bilimi, sanatı, akılı ve muasır medeniyet seviyesini nihai hedef olarak koyup "Benim manevi mirasım ilim ve akıldır" diyebilme cesaretidir.

​Bugün Atatürk’ü anlamak; onun Cumhuriyet’i emanet ettiği vizyona ne kadar katkı sunduğumuzla ölçülür. Bir fabrikanın üretim bandında, bir laboratuvarın mikroskobu başında, bir okulun sırasında ya da bir gazetenin/ekranın arkasında... İşini en iyi yapan, ülkesine en çok hizmet eden kişi, Atatürk’ün ülküsünü en doğru anlayan kişidir. Şekilciliğe hapsettiğimiz, slogana indirgediğimiz her değer, zamanla içsel anlamını yitirir. Atatürk’ü zamansız kılan şey, onun dogma değil, dinamik bir fikir üretmiş olmasıdır.

​Akıl, bilim, bağımsızlık ve çağdaşlık. Bu dört sütun üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti, sadece geçmişin bir zaferi değil, geleceğe uzanan bitmeyen bir yürüyüştür.

​Onu anlamak, yüzümüzü geçmişin anılarına değil, geleceğin ufkuna dönmektir. Çünkü Atatürk’ü anlamak, o ülkeyi ve o ülkü yü yaşatmaktır.

Google+ WhatsApp