Vicdanla yüzleşmek zor

Vicdanla yüzleşmek zor


Her Ramazan aynı soruyu yeniden duyuyoruz: “Sakız orucu bozar mı?” Belki bozar, belki bozmaz… Ama insan ister istemez şunu düşünüyor: Asıl mesele gerçekten bu mu?

Biz garip bir toplum olduk. Ağzımıza gireni büyük bir hassasiyetle ölçerken, ağzımızdan çıkanı neredeyse hiç tartmıyoruz. Sakızın hükmünü ezbere biliyoruz ama yalanın insanın kalbini nasıl çürüttüğünü unutuyoruz. Oysa oruç sadece mideye tutulan bir ibadet değil, niyete, dile ve vicdana da tutulan bir emanettir.

Bir insan yalan söyleyip iftar sofrasına oturabiliyorsa, bir başkasına iftira atıp akşam “oruçluyum” diyebiliyorsa, bir yetimin hakkını yiyip gün boyu aç kalmayı ibadet sanabiliyorsa, orada durup düşünmek gerekir. Muhtacı görmezden gelip “ağzıma su kaçtı mı” diye kaygılanan bir dindarlık, ne kadar derine inebilir?

Din sakızın dişte bıraktığı tat kadar yüzeyde yaşanınca vicdan da yüzeyde kalıyor. Oysa oruç, sadece aç kalmak değil; tokken de harama el uzatmamaktır. Sadece susuzluk çekmek değil; gücü varken zulmetmemektir. Ve belki de en önemlisi, kimsenin kalbini kırmamaktır.

Bu yüzden soruyu belki de değiştirmek gerekiyor. Sakız orucu bozar mı diye sormaktan önce, yalan orucu bozar mı diye sormalıyız. İftira, kul hakkı, merhametsizlik orucu bozar mı diye sormalıyız. Aslında cevabı hepimiz biliyoruz. Ama nedense en kolay sorunun arkasına saklanmayı tercih ediyoruz. Çünkü sakızdan vazgeçmek kolaydır; vicdanla yüzleşmek zor.

Google+ WhatsApp