Duygusuz Olduk

Duygusuz Olduk


Bir zamanlar insanlar hissettiklerini saklayamazdı. Sevinç gözden taşar, kırgınlık sesin tonuna yansırdı. Şimdi ise herkes iyiymiş gibi… Herkes güçlüymüş gibi… Ama kimse gerçekten hissetmiyor gibi.

Duygusuz olduk.

Belki de fark etmeden…

Artık kimse uzun uzun konuşmuyor, kimse gerçekten dinlemiyor. Birbirimizin hayatına dokunmak yerine ekranlara dokunuyoruz. “Nasılsın?” sorusu bir nezaket cümlesine dönüştü; cevabını merak eden neredeyse kalmadı. Çünkü herkes kendi yorgunluğunun içinde kaybolmuş durumda.

Kırılmamak için mesafe koyduk, üzülmemek için beklentileri azalttık, hayal kırıklığı yaşamamak için de kalbimizi susturduk. Zamanla bu bir savunma değil, alışkanlık oldu. İnsanlar gitmesin diye çabalamak yerine, giderlerse üzülmemeyi öğrendik.

Oysa mesele güçlü olmak değildi. Mesele, incinebilme cesaretini kaybetmemekti.

Şimdi bakıyorum da; kahkahalar daha kısa, dostluklar daha hesaplı, sevgiler daha temkinli. Kimse fazla görünmek istemiyor, kimse kalbini ortaya koymaya cesaret edemiyor. Çünkü samimiyet risk taşır, duygular sorumluluk getirir.

Belki de bu yüzden herkes biraz yalnız. Kalabalıkların içinde bile sessiz bir boşluk var. Konuşuyoruz ama anlatmıyoruz, dinliyoruz ama anlamıyoruz.

Duygusuz olduk diyoruz ya…

Aslında duygularımız bitmedi. Sadece incinmekten o kadar yorulduk ki, hissetmemeyi güvenli sandık.

Ama insan kalbini susturduğu gün değil, hissetmekten vazgeçtiği gün kaybeder kendini.

Ve belki de bugün en büyük eksikliğimiz para, zaman ya da başarı değil…

Birbirimizin kalbine gerçekten değebilmek.

Google+ WhatsApp