
HAYATTAN YANA
Hayatın içinde hepimizin bir şeylere yetişmeye çalıştığı, bir şeyleri düzeltmek için uğraştığı bir dönemden geçiyoruz. Bazen öyle yoruluyoruz ki, en küçük mesele bile gözümüzde büyüyor. Tahammülümüz azalıyor, yüzümüz asılıyor, güzel olanı fark etmeyi unutuyoruz.
Oysa başarı dediğimiz şey sadece makam, para, kariyer ya da sahip olduklarımız değil. İnsan, kazandıklarının içinde kendisini kaybediyorsa bunun adı başarı olabilir mi?
Bence önce mutlu olmayı öğrenmeliyiz. Çünkü mutsuz bir insanın ne kendisine ne çevresine ne de topluma gerçek anlamda faydası dokunuyor. İçinde huzur olmayan insan, başkasının mutluluğuna da kolay kolay tahammül edemiyor.
Bugün biraz daha az kızsak, biraz daha çok dinlesek, birbirimizin hayatına yük olmak yerine omuz olsak ne kaybederiz?
Hepimizin derdi var. Hepimizin eksikleri, kırgınlıkları, yetişemediği işler, içine attığı sözler var. Ama bütün bunların arasında hâlâ birbirimize iyi gelebiliyorsak, işte asıl zenginlik bence burada.
Çünkü hayat sadece ne kadar kazandığımızla değil, ne kadar güzel yaşadığımız ve çevremizde kaç güzel insan bırakabildiğimizle anlam kazanıyor.
Ben artık şuna inanıyorum: İnsan önce kendi içindeki huzuru bulmalı. Gerisi bir şekilde yolunu buluyor.

