
BU EKONOMİDE ÇALIŞAN KADIN OLMAK
Çalışmak artık sadece üretmek değil, direnmek. Hele kadınsan… biraz daha fazla direnmek.
Bu ekonomide çalışan kadın olmak; sabah evden umutla çıkıp akşam rakamlarla yorgun dönmektir. Maaş günü sevinmek değil, hesap yapmaktır. Markete girince ihtiyaç listesiyle vicdan arasında kalmaktır.
Bir kadının emeği bugün yalnızca yaptığı işle ölçülmüyor; ayakta kalma becerisiyle de sınanıyor.
Ulaşım artıyor, kira artıyor, faturalar yükseliyor… ama birçok kadının maaşı aynı yerde sayıyor. Üstelik çalışan kadın hâlâ sadece mesleğini yapmıyor; hayatın görünmeyen yüklerini de çoğu zaman sessizce sırtlanıyor.
Bugün birçok kadın sabah işyerinde profesyonel, öğlen ekonomik savaşçı, akşam yaşam planlamacısı.
Ve mesele sadece para da değil.
Bu ekonomik düzende kadın olmak bazen bir çift ayakkabıyı ertelemek…
Bazen kendi ihtiyacını son sıraya koymak…
Bazen “idare ederiz” cümlesinin içine koca bir mücadele saklamak.
Ama tam da burada başka bir şey doğuyor: dayanıklılık.
Çünkü kadın, kriz zamanlarında yalnız mağdur olan değil, çözüm üreten de oluyor. Ek iş bulan, bütçe yöneten, fırsat yaratan, eksikten düzen kuran yine kadın oluyor.
Bu yüzden çalışan kadın meselesi sadece istihdam konusu değildir. Bu bir yaşam mücadelesidir.
Ve belki en çok da şu konuşulmalı:
Kadınlar yalnızca daha fazla çalışmıyor, daha pahalı bir hayatla savaşıyor.
Bugün çalışan kadın olmak; bordrodan ibaret değildir.
Bir duruştur.
Ve o duruş şunu söylüyor:
“Zor olabilir… ama biz vazgeçmeyiz.”
Çünkü kadın, ekonomik tabloların içinde görünmeyen en güçlü dipnottur.

